MiNAH - GAVS-I HiZAN (k.s.)

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek

MiNAH - GAVS-I HiZAN (k.s.)

Mesaj  Admin Bir Ptsi Kas. 15, 2010 1:03 am

•Atiyeler – Minah
•Minah 1-25
•Minah 26-50
•Minah 51-75
•Minah 76-100
•Minah 101-125
•Minah 126-150
•Minah 151-175
•Minah 176-200
•Minah 201-225
•Minah 226-250
•Minah 251-275
•Minah 276-307


En son Admin tarafından Salı Kas. 23, 2010 12:48 am tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi

Admin
Admin

Mesaj Sayısı : 22
Kayıt tarihi : 27/10/10

Kullanıcı profilini gör http://tasavvuf.yetkinforum.com

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Atiyeler – Minah

Mesaj  Admin Bir Ptsi Kas. 15, 2010 1:04 am

Atiyeler – Minah

Atiye -1 :
Bu şerefli minhaları bunlarla ve nefesiyle bereketlenmek gayesiyle şeyhim olan babama (ks) okuyunca şöyle buyurdu :

” Birinci minhadan gaye her ümmetin, peygamberinin soyunu ve bir mezhebe bağlı olanın imamının soyunu bilmesi icap ettiği gibi, imkan dahilinde her müridinde, şeyhinin nesebini bilmesinin lüzumlu olduğudur.

Bunun iki sebebi vardır. Birincisi ; şeyhinin nesebi olduğundan, hususen onda salih kişiler varsa, onunla müşerref olmak ve bereketlenmektir.İkincisi ; şeyhin nesebini bilmek kemaldir.

Hem de nasıl bir kemal!..Çünkü sevenin, sevdiğini mümkün mertebe, her cihetten bilmesi aşkı arttırır.”

Atiye -2 :
İkinci mimhada, taylasan giymenin gayesini şöyle açıklardı : ” O meşguliyetin çok olması ve kalbin alakasının azalması için şeyhin hayalinden başka şeylere az bakmaktır. Çünkü gerçekte, gözün dönmesiyle kalb de döner.”

Atiye -3 :
Gavs (ks) üçncü minhadaki kesin hükmünü şöyle tevcih ederdi. Kaf’ın kesre okunmasıyla (……) hudusun (sonradan olma) zıddı olur. Ona bakmak ise nakşilerin, müridlerine son talmatı olan murakabedir.

Atiye -4 :
Dördüncü minhadaki Gavs-ı Hizani (ks(‘nin ” şeyhin makamı büyüdükçe müridlerin hatası onun gözüneküçük görülür.” Sözünü iki şekilde anlatırdı.

Biri : şeyh ne kadar büyük olursa, Allah (c.c)’ın rahmetine, o kaar fazla erişir. Kalbinde şevkat artar. Müridin günahını küçük görür.

İkincisi : şeyh ne kadar yükselir ve büyürse o kadar rahmani ahlakı artar.

Beşer huyları azalır. Rabbin ululuğu, yanında çoğalır. Kulluğu mahf ve fena ile kuvvetlenir. Kendi nefsini bütün halktan, hatta müridlerden daha küçük ve günahkar görür.

Onların suçlarını, kendi suçu yanında küçük görür. Rabbi Celle ve Ala ona şevkat eylesin diye onlara şevkat eder. Nasıl ki hadisi kutside :

” Yerdekine rahmeyle ki Rabbin de sana rahmet etsin. ” buyuruyor.

(Ebu Davut, Tirmizi)

Atiye -5 :
” Beşinci minhadan ” gaye şudur,dedi. Siyah bacaktan murat, varlığı gidermek için devamlı kusur ve ayıbına, nefsi emmarenin kştülüğüne bakmaktır.

Kanat ve renklerin güzelliğinden murat, insanda yaratılan kemalat ve zahiren oluşan hayırlı amelleri görmemek ve vücudun yok olmasına gücü yettiğince çalışmaktır.

Çünkü bunlar, Allah (c.c)’ın ihsan ve nimetidir. Eger ihsan-ı ilahi olmasa bunları yapmaya kulların gücü yetmez.Bundan başka her hayırlı amelde, ya o amelin gafletle yapılmasına veya sevabından gideren, riya karışmasına sebeb olan nefsi azdırması vardır.

Atiye -6 :
Üç minhanın (6-7-Cool işaretlerinde, muhatabın anlayışı kıt olduğundan özetle şöyle dedi : ” Dini hükümlarin istikameti, bilindiği üzere yalnız emirleri yapıp, nehiylerden kaçmak değildir.

Çünkü, böyle bir kişi kendini büyük görebilir. İnsanların kendisini beğenmesini isteyebilir.Ameline güvenebilir ve gösteriş için yapabilir. Halbuki böyle ameller fayda vermez.

Emirleri yapıp nehiylerden kaçmakla beraber, nefsi gayet kusurlu görmek lazımdır. Hatta nefsi böyle görmek emirler yapıp nehiylerden kaçmanın anahtarıdır.

İstikametin kemali de emrolunduğu şekilde yaplandır. İstikametin kemali ancak Peygamberler (a.s) için gerçekleşmiştir.

Bundan sonraki, istikamet sahibinin rutbesine göre üst üste sıralanır. Bu kısımlardaki istikametlerde gayet şiddetli zorluklar vardır.

Veli’yi kamil kendi nefsini bütün halktan alçak görür. Hatta kafirden dahi. Bu yalnız iman ve küfür yönünden değildir.

Kafirin günahı, eskiden verdiği vaadi bilmemesi ve Allah (c.c)’ı inkar etmesidir.Veli kendi nefsinin kafirden fazla olarak, emrin emir, yasak nehiy oduğunu bilip emir sahibini tasdik ettiğini halde, gene Allah (c.c)’ın emrini terkettiğini yasakladığını işlediğini görür.

( Cenab-ı Hak ervah aleminde zerreler şeklindeki ervahlara hitap ederek : Ben rabbiniz değilmiyim buyurdu. Bütün ervahlar : Sen bizim rabbimizsin diye cevap verdiler. Dünya aleminde müslümanlar bu sözü yerine getirip iman ettiler. Buna misak adı verilir.)

Keza Veli kendi nefsini, halk ona tabi olmasına rağmen hiç bir sıfata mazhar olmamış bilir. Kafirde ise en azından mü’minin kaçınması gerektiğini bildiği kahir sıfatı vardır.

( İnsanlar Allah (c.c) sıfatlarının aynalarıdır. Kimisinde Cemal, kimisinde Celal, kimisinde Kahır sıfatları tecelli eder.)

Bu meseleyi müşkil görerek, açıklanmasını istedim. Cevaben : ”Bu söylediğim dini hükümlerin dışı değil aynıdır. Ancak bunu anlatmakla değil, o makamın zevkini yaşamakla öğrenirsin.” dedi.

Atiye -7 :
Dokuzuncu minhanın açıklanmasında şöyle diyor : ” Mürid iki kısımdır. Biri Mürid diğeri muraddır.

Birincisi Allah (c.c)’ın ve şeyhin rızasını kazanmak için bütün imkanlarını kullanıp gayesine ulaşandır. Ki bu gayret ve çalışmaya süluk denir.

Sülukta iki kısımdır.

a) Salik-i meczubdur- Gece gündüz şeyhinin emrettiği yolda yürür. Şeyhinin muhabbet ve terbiyesi ona, Allah (c.c)’a doğrubir çekilme verir. O buna vakıf oluncaya kadar devam eder. O cezbe ve muhabbet bineği ile gün be gün yükselir.

b) Yalnız saliktir- Yani salik-i gayr-i meczubdur. Bu kısım birinci kısım gibi süluk etmiş, yalnız o şekilde çekildiğine vakıf olamamıştır. Bu ya sekeratta, ya kabirde, ya da daha sonra vakıf olacaktır.

Müridin ikinci kısmı olan murad,birincisi gibi, irade-i cüziyesini çalıştırmamış veya hiç diyecek kadar az çalıştırmıştır. Yalnız Allah (c.c)’ın emriyle şeyh dileyip ona nazar etmiştir. Bu sebeblede cezbeye düşmüştür. Ki bu cezbeye muhabbet denir.

Muhib de iki kısımdır.

Birincisi : Meczub-u salik olup, cezbesi sebebiyle secaata gelerek süluk etmiş ve ona çok sohbet nesib olmuştur.

İkincisi : yalnız meczubdur. Yani meczub-u gayr-i saliktir. Meczub olduğu halde, ona secaat gelmemiş, sohbet ve terbiyeden hiç bir şey nasib olmamış veya yok denecek kadar az nasib olmuştur.

En yüksekleri birinci kısım, sonra üçüncü kısım, en alt tabakasıda dördüncü kısımdır. Gavs (ks) ” Hiç eseri kalmamış.” diye işaret ettiği bu kısımdır.

Onuncu minhanın tafsilinde Gavs (ks) : ” Kalbe istemeden gelen havatırdan (düşünce) istiğfar ” hakkında şöyle dedi : ” Gerçi onlar zarar vermezse de yine kalbde bir çeşit ağırlık ve duman meydana getirir. İstiğfar onu siler.”

Onbir ve onikininci minha hakkında dedi ki : ” Rabitanin b ir çok çeşidi vardır. Minhalarda zikredilenlerle sınrılı değildir. Zikredilmeyenlerin birisi rabıta-i kalbidir.”

( Bu not, Seyda-i Taği (ks)’den alınmıştır. Müridin kendi şeyhinin cismini bir mana gibi bilerek onun suretini, büyüklüğünü ve nurani nisbetini kalbinde tasavvur etmesine rabıta-i kalbi denir.)

”Sen kalbimle, kapağının arasına akıyorsun

Damlaların gözkapağından aktığı gibi.

Kalbimin içindeki zamirine giriyorsun,

Ruhların bedenlere girmesi gibi.”

Atiye -8 :
Onaltıncı minhda geçen rabıtadaki istikametten murad manevi rabıtadır. Gavs (ks) : şeyhinden rivayet ederek : ” Vefatından sonra şeyhinden feyiz almaya kabiliyetli olan rabıta-i manevi makamı olandır.Yani devamlı olarak rabıta-i manevi yapabilendir. rabıta-i maneviyi bazen yapabilen değildir.”

Onsekizinci minha hakkında buyurdu : ” Şeriatın en mühim ameli namaz olduğu gibi, tarikatında en mühim amelide rabıtadır. Çünkü her ikiside, Allah (c.c)’ın huzurunda durmayı kapsar.”

Peygamber Efendimiz Hadisi Şerifte şöyle buyurmuştur.

” Kıyamet gününde kulun ilk hesap verecek olduğu şey namazdır.”

( Bu nedenle mürid tarikattan çıkmaya niyet ederse çıkmış olur. Şafii mezhebine göre namazın içinde namazdan çıkmaya niyet eden velev ki hareket yapmasa dahi namazı fasid olur. (İane-tü-talibin 1/204) Tarikatta tıpkı bunun gibi mürid çıkmaya niyet ederse çıkmış olur. Bu konuda minah 20′ye bakınız.)

Yirmibirinci minha hakkında diyor ki : ” Bir tarikat alma niyeti, şeyh için büyük bir nimettir. Nimet ise şükrü gerektirir.Nefsin aczini kırar, nefsin kemalden uzaklığını, kuvvet ve izzetin Allah (c.c) haşrolduğunu, gerçek nimet verenin o olduğunu bildiği için istiğfar edilir.

Yine bu niyet, ” sende bir kemalat ver ki halk itibar ediyor.” hayaliyle ucub ve tekebbüre (büyüklenme) sebeb olabildiğinden, istiğfarda zilletin ve kemalatın zalnız Allah-ü Taala’dan olduğunu, havl ve kuvvetin yalnız onda bulunduğunu ikrar etmeyi iyice bildiği için, onları götürür.

Yirmiikinci minha hakkında diyor ki :” Mesh olunan şahıs, bazen çevrildiği suret üzerine haşre gelir. Tanınmadığı içinde ona şefaat edilmez. Allah (c.c) bizi ve bütün ümmet-i Muhammedi (a.s) korusun.”

Günahtan dolayı nefsine acıyıp, pişman olmak, bazen devamlı, bazen geçici olur. Tesirden gaye ikisinden biriyle mütessir olmaktır.Acımamaktan gaye ise hiç acımamaktır. Zira geçici olarak acıma meshin men’ine kafidir.

Yirmiüçüncü minha hakkında dedi ki :” Vaazın tesiri bazen bir korku, bazen bir muhabbet hasıl olmasıdır.”

(Tertipliyen Molla Ahmedoğlu, Molla Diyauddin)

Minah – Seyyid Sıbgatıllah – il Arvasi (k.s.a.)

Admin
Admin

Mesaj Sayısı : 22
Kayıt tarihi : 27/10/10

Kullanıcı profilini gör http://tasavvuf.yetkinforum.com

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Minah 1-25

Mesaj  Admin Bir Ptsi Kas. 15, 2010 1:06 am

Minah 1-25

Minah-1:
Gavsi Hizan-i (ks) neseb-i şerifini şöyle açıklardı.” Ben Lütfullah’ın oğluyum, o Abdurrahman’ın oğlu, o Abdullah’ın oğlu, o Muhammed’in oğlu, o Şeyh İbrahim’in oğlu, o Cemalüddin’in oğlu, o Şeyh İbrahim’in oğlu, o Cemalüddin’in oğlu, der burada dururdu. Şeyhi Seyyid Taha (ks)’dan naklederek Molla o Muhammed-i Arvasi adıyla meşhur olan zatın oğludur. ” derdi. Bu söyünü bazen kesin olarak söyler. Bazende kesin gibi görünürdü.

Minah-2 :
Taylasan maddi ve manevi olmak üzere iki türlüdür. Maddi taylasan bellidir. Manevi olan ; Mürid mürşidini başının üstünde örtü şeklinde kabul edip, örtüsünün sarkan ucu ğibi mürşidinin kendi vücuduna sardığını inanarak, ondan feyiz almasıdır.Müridi gayeye eriştirmekte bu yol faydalıdır.

(Taylasan bazı tarikatlarda görüldüğü gibi başa bir örtü atmaktır. Bunun faydası gözün sağa sola dönmeyip, önüne bakmasını sağlayarak, kalbin huzurunu muhafaz etmektir. Burada işaret edilen, husus kalbin huzurunun sağlanmasında, manevi taylasanın daha faydalı olduğudur.)

Minah-3 :
Şeyh Abdulhalık Gucdevani (k.s)’nin sözü olan (….) nazar ber kadem’in manası bazılarının dediği gibi Kaf’ın esre okunmasıyla ” nazarın (yönün) hep Allah’a (c.c) (….) şeklınde değil, belki Kaf’ın üstün okunmasıyla (…..) maksudun ; ” sofinin namazdaki gibi hep ayağının üzerie bakması” olacağını kesinlikle söylerdi.

Minah-4 :
Ubeydullah Ahrar (k.s) H.z’nin bir sofisi şeyhinin affetmeyeceğini zannettiği bir hata işledi. Bundan dolayı sohbet meclisine vaktinde gelmedi. Şah-ı Nakşibendi (k.s) H.z’nin huzuruna gidip, ruhuna bir Fatiha ve bir ihlas okuyarak af diledi. Şeyhinin kendisini affetmesi içinde aracılığını istedi. Şah-ı Nakşibendi (k.s) H.z’leri sofiyi affetti, aynı zamanda şeyhinede affettirdi. Gavsi Hizan-i (ks) bu hikayeyi anlatırken buyurdu : ” Şah-ı Nakşibendi (k.s) H.z’lerinin makamı sofinin şeyhinden daha büyüktü. Şeyhin makamı büyüdükçe müridlerinin hatası onun gözüne küçük görülür. Tıpkı dünya büyüklerinde olduğu gibi.”

Minah-5 :
”Sofi tavus kuşu gibi olmalıdır. Nasıl ki tavus kuşu ayaklarının siyahlığını görünce vücudunun güzelliğini görmez. Sofi de bu düşünce ve hal üzerinde olmalıdır. Çünkü iyi haline bakmak, ona güvenmek, kibir ve gurura sebeb olur.” der.

” Tavus o kadar güzel renkli olmasına rağmen siyah bacağından dolayı mahçuptur.”

Beytini okuduktan sonra şöyle devam etti.

” Mahlukattaki kemalatın hepsi Allah (c.c)’ın kemalatının bir yansımasıdır. Kişinin kemalatı kendisinden bilmesi boş bir iddia ve büyük bir kusurdur.”

Minah-6 :
”Nefsi gayet kusurlu görüp onu bütün hallerinden dolayı suçlamadıkça, şeriat üzere istikamet sağlanamaz.” sözünün manası sorulduğunda, durumun daha iyi anlaşılabilmesi için Semnana’nin Nefahat’taki : ” Nefsi kusurlu görmemek onu itham etmemek büyük günahtır.” sözünü naklettikten sonra :

- ” İstikamet ise büyük günahla birleşmez.” cevabını verdi.

Minah-7 :
Peygamber Efendimiz (a.s) buyurmuştur ki :

” Hud suresi beni ihtiyarlattı.” ( Hud suresi. 112. Ayet)

Bu surede, ” Emrolunduğun gibi dosdoğru ol” buyrulduğu için Peygamber Efendimiz (a.s) böyle buyurdulalar.

Ne zaman ki sure-i Yasin’in başındaki,

” Muhakkak ki sen ( Ey Resülüm tarafımızdan elçi olarak kllarıma) gönderilen peygamberlerdensin doğru bir yol ( islam dini) üzerindesin.” Ayeti nazil oldu. Resğlğllah (a.s)’ın kalbi rahatladı. (Yasin suresi. 4. Ayet)

Minah-8 :
Mürşidimin emri ve zaruret olmasaydı, nefsimdeki ayıbı, kusuru gördüğümden, kabiliyetsizliğimi bildiğimden dolayı tarikat üzere konuşmaya ve irşada cesaret edemezdim.

Şeyhim Seyyid Taha (k.s) bana şöyle buyurmuştu : ”Sen nefsini küfrü kat’i olan kafirden daha aşağı görmezse, yazıklar olsun sana !…”

Bir seferinde de ben şeyhime ” Nefsimin kusurunu gördüğümden ve halkın da bunları bildiğine inandığımda, onların arasına karışmaya hatta onlarla yolda karşılaşmaya utanıyorum.” dediğimde, bana ” hep bu hal üzere ol.” diye söyledi.

Minah-9 :
Gavsi (k.s) şöyle buyurdu :

Hayvanlar, ınsanlara nisbeten anne ve baba terbiyesinde daha az kaldıklarından dolayı akılsızdırlar. İnsanlar ise anne ve baba terbiyesinde çok kaldıklarından dolayı akıllı ve faziletlidirler. Bunun gibi salikin ikinci doğumu olan manevi doğum diye adlandırılan seyr-i süluku erken tamamlayıp müeşidin terbiye memesinden erken kesilenin makamı daha düşük olur.

Kim ki mürşidin terbiye ve himayesinde daha uzun bir müddet kalırsa (sey-i sülukunu geç tamamlarsa) onun makamı ve kemalatı yüksek olup, devamlı istikamet üzerinde olur.

Mürşidin bir nazarıyla kemalata erip icazet alanlar ise, kendileri bu dünyadan gidince izleri silini, hiç bir silsilede de adları geçmez.

Minah-10 :
İnsanın kalbine gelen gayr-i ihtiyari vesveseler, zararsız olsada mürid bunlar için istiğfar etmesi gerekir.

Minah-11 :
Kalbi havatırdan korumak için yapılan rabıta şöyledir. Mürid, mürşidini başının üstünde oturuyor şeklinde düşünür. Çünkü bana açıklandığına göre, şeytanın vücuda girme yeri baş tarafındandır.

Minah-12 :
Gavsi (k.s) namazdan önceki rabıta şöyle olur dedi :

Yalnız; namaza girmeden (iftitah tekbirinden) önce mürid, gafletin gitmesi için mürşidin bie elbise gibi bütün vücudunu kapladığını düşünür.

Diğer vakitlerde mürid mürşidinin her an yanında olduğunu tasavvur ederse çok büyük fayda görür.

Minah-13 :
Seyyid Taha (k.s) rabıtanın ehemmiyetini şöyle belirttiler : ” Zikirsiz rabıta ile Allah (c.c)’a ulaşılır, ama rabıtasız zikir ile Allah (c.c)’a ulaşılmaz.” Bu sözleri Gavsi (k.s) H.z kabul ettiler. Bazen buyururlardı ki : ” Zikir kalbi sultası altına almak şartı ile rabıtasız zikirlede Allah (c.c)’a ulaşmak mümkündür. Lakin nadiren ulaşılır.”

Minah-14 :
Gavsi (k.s) H.z ; Bazı meşayihlerin, müridlerini yalnız rabıtayla terbiye etmelerini görürdü.

Minah-15 :
Gavsi (k.s) H.z ; Müridin mürşidinden rabıta yoluyla aldığı feyzin konuşarak aldiğından daha kuvvetli olduğu kanaatindeydi.

Minah-16 :
Müridin rabıtası tam olursa hayattaki şeyhinin ruhaniyetinden iyi bir şekilde feyiz alır. Rabıtası tam olan müridin, şeyhinin vefatından sonra başka bir şeyhe gitmesine gerek yoktur. Rabıtası tam olmayanın, şeyhi vefat ettiğindebaşka bir şeyhe gitmesi gerekir.

Minah-17 :
Gavsi (k.s) H.z ; Rabıtanın önemini ve gerekliliğini belirtmek için : ”Rabıtaya devam ediniz, rabıtaya devam ediniz, rabıtaya devam ediniz !…” buyurur ve rabıtayı çok tavsiye ederdi.

Minah-18 :
Müridin hallerinden ekseriya ilk sorulan rabıtanin husülüdür. (Rabıtanın husülü ; Mürşidin suretinin göz önüne gelmesidir.)

Minah-19 :
Mürid için bid’at ikidir. Şeriattaki bid’at, tarikattaki bid’at. Mürid için tarikattaki bid’at daha tehlikelidir.

Minah-20 :
Mürid tarikatta n iki türlü çıkar. Birincisi büyük günahlarda ısrar, ikincisi ” ben tarikattan çıktım demektir.”

Minah-21 :
Mürşide, tevbe veya tarikat almaya bir kişi geldiği zaman o mürşid kendi nefsi için çok istiğfar etmelidir.

Minah-22 :
Mesh-i suri Peygamber Efendimiz (a..s) hürmetine Ümmet-i Muhammedden kaldırılmıştır. Bütün ümmeti davette (bu tabir Peygamber Efendimizin (a..s) peygamberliğinden kıyamete kadar dünyaya gelecek olan,cin ve insanlara şamildir) bu nimete dahildir.

Mesh-i manevi ise devam etmektedir. Mesh-i manevide kişinin hangi kötü sıfatı galip ise, kalben o sıfatla meşhur olan hayvan suretine döndürülür.

Minah-23 :
Gavsi (k.s) H.z ; Mesh-i manevi üzerinde bir gün yine buyurdular : ” İnsanda Mesh-i manevinin iki belirtisi vardır. Birincisi,kişiye vaz-ü nasihatın tesir etmemesi, ikincisi günahından pişmanlık duymamasıdır.”

Minah-24 :
Gavs (k.s) H.z buyurdu : ” Dünya sevgisi ve aşkıyla ölen kişiler, ehli iman olmalarına rağmen sırtı kıbleye çevrilmiş olarak (keşif yoluyla) görülüyor.”

Minah-25 :
Zalim kişiler ve siyaset adamları ile ilişkinin kaidesini şöyle açıklardı : ” Onları kendi ahlakına çekeceksen beraber ol. Eğer onlar seni kendi ahlakına çevirecekse beraber olma.”

Minah – Seyyid Sıbgatıllah – il Arvasi (k.s.a.)

Admin
Admin

Mesaj Sayısı : 22
Kayıt tarihi : 27/10/10

Kullanıcı profilini gör http://tasavvuf.yetkinforum.com

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Minah 26-50

Mesaj  Admin Bir Ptsi Kas. 15, 2010 1:08 am

Minah 26-50

Minah-26 :
Dört yönü birden kuşatarak gelen nisbet, tek yönden gelen nisbetten daha ekmeldir. Çünkü her tarafı kuşatarak gelen nisbette, şeytanın ilgisi yoktur. Musa (a.s) kelamı dört bir yandan işittiği için Allah (c.c)’ın kelmaı olduğuna emindi.

Minah-27 :
Nisbet kuşatmalı olmadığı zaman arkadan geleni, diğer yönlerden gelene tercih ederdi.

Minah-28 :
“Mürid en çok nisbeti hizmetten alır. Hizmetten alınan feyiz ve kemalat daha tesirli ve uzun sürelidir.” buyurur ve şöyle misal verirdi : ” Nasıl ki arpa yiyen hayvanın semizliği yeni kesilse dahi bir müddet devam eder. Ama bahar otuyla beslenen çabuk çöker. Hizmetten hasıl olan nisbet kolay kolay kaybolmaz. Başka şeylerden doğan nisbet ise nefsin küçük bir kusuruyla kaybolur.” derdi.

Minah-29 :
Gavs (k.s) H.z bir gün bu fakirden, (Halid-i Öleki (k.s)) eskiden beri türbelerde mum yakılmasının sebebini sordu. Ben cevap vermeyince, kendileri şöyle buyurdu :”Işıktan gelen nisbet karanlıkta gelenden daha çok ve daha açıktır.” dedi. Bir müddet bekledikten sonra devamla buyurdular : ” Bu durum mürid tecelli-i berki makamına ulaşmadan böyledir. Tecelli-i berki makamından sonra, ışığın olup olmaması, nisbete tesir etmez.”

Minah-30 :
”Meşayihin etbai ancak gece ibadetine kalkan müridlerdir. İltifat nazarıyla bakılanlarda bunlardır. Bunlardan başkası etbalarından sayılmaz.”

Minah-31 :
Bütün hallerde rabtayı tavsiye ederdi. Yalnız sohbette vukufu kalbiyi emrederdi.

Minah-32 :
Gavs (k.s) H.z’lerine şöyle soruldu : ” Zamanımızdaki bazı meşayihin bir iddiası varki, avam tabakasından hakikatlerin gizlenmesine sebeb oluyor. Diyorlarki, şeyhler ancak bulundukları yöreleri irşad ederler. Bulundukları bölgelerden çıkıp başka bölgelerde irşad etmeleri caiz değildir.”

Cevaben buyurdularki : ” Bu mesnedsiz bir iddia ve halis bir yalandır.” Nefahat’ta geniş olarak anlatılan Şeyhülislam Ahmed Namık Cami (k.s) Hz’nin Çeştiye şeyhleriyle olan mücadelesini delil gösterdi. Ayrıca Şeyh Tahur (k.s) Hz’nin ” ben siyaset adamlarıyla uğraşıp, onları zulümden men etmeye memur olmasaydım, dünyadaki hiç bir şeyhe mürid bırakmazdım.” dediğini de söyledi.

Minah-33 :
Gavs (k.s) H.z . buyurdu : ”Bir gün şeyhm Seyyid Taha (k.s) H.z’den sordum. – Nefahat’ta olduğu gibi bazı meşayih için ”takdis” bayıları için ”rahmet” ile dua okunmasının sebebi nedir? Buyurdular ki :

- ” Nefsinden tam kurtulan için ”Kadesallahi sirruhu” nefsinden bir şey kalan için ”Rahmetullahi Aleyh” diye dua edilir.

Gavs (k.s) H.z . şeyhinin bu cevabını anlattıktan sonra buyurdular : Nefsinden tamamen kurtulmak irşadın şartı değildir. kendisine ramet okunan çok kişiler, irşat makamına geçmiş, doğru yol üyerinde yürümüşler ve insanlara faydalı olmuşlardır.”

Minah-34 :
Letaifi yükselirken halk aleminden kesilmeyen mütemekkin meczub, avam için daha faydalıdır. Avam tabakası bunlara, seyri sülukunu tamamlayıp dönenelerden daha fazla itibar gösterir. Onlarla aralarındaki münasebet fazla olduğundan, tanımaları daha kolay olur.

Minah-35 :
Ademoğlu başangıçta unutgandır. Çünkü alemi ervahdaki ahdini ve başından geçenleri unutmuştur. İnsanın bilgi sahibi olması ancak, letaiflerin alem-i emirdeki yerlerine ulaşmalarından sonradır.

Minah-36 :
Müridlerden biri Gavs (k.s) H.z.’lerinden sordu :

- ” Mürid fazileti olan nefs muhasebesiyle uğraşırken bazen fenaya sebeb olan (fena-fi şeyh) rabıtadan gafil kalıyor.” buyurdular.

- ” Nefs muhasebesi kendisini var görenler içindir.”

(Muhasebe kendini var gören kişiye fayda verir. Bu nedenle rabıta hali daha üstündür. Rabıta fenaya ulaştırırsa muhasebeye lüzum yoktur. Kısaca buradan anlaşılan Gavs (k.s) H.z.’nin rabıtayı tercih etmesidir.)

Minah-37 :
Gavs (k.s) H.z.’lerinden soruldu : ” Letaifler meşhur olduğu üzere ayrı ayrımıdır ? Zoksa bazı meşayihlerin dediği gibi bir tektirde, makama göre isimleri mi değişir ? ”

Cevaben : ” Ayrı ayrı birer hakiattır.” dedi.

Minah-38 :
Letaifler alem-i emire yükselmeğe başlayınca ekseriya müridde ağlama hasıl olur. Halbuki Letaifler kendileri için gurbet sayılan bu alemden, asıl vatan olan, emir alemine gidiyorlar. Bunun misali gelin olan kızın asıl evi olan kocasının evine giderken ağlamasında görülür.

Minah-39 :
Bu fakir (Halid-i Öleki (k.s)) Minah’ı yazmakta geciktiğime üzülüyordum. Yazmaya başladığımın üçüncü günü, sohbet meclisinde Gavs (k.s) H.z.’nin karşısında aynı üzüntü ile otururken bana bakıp şu beyti okudu :

Bu Mesnevi bir müddet gecikti.

Kanın süt olması içib mühlet gerekiyordu.

Minah-40 :
”Bir mürid şeyhine Fatiha öğretirken, şeyhide onun seyr-i sülukunu tamamlıyordu.”

Gavs (k.s) H.z. bunun müşküllüğünü, şeri amel olmadan şeylik de olmayacağını beyan ettikten sonra : ” Bunun şeyliği şimdiki ilimle değil, evvelki ilim olan, ilmi ledünledir.” dedi. Bazı meşayihin şu sözüyle de takviye etti. : ” Ben bu ilmi nübüvvetten yirmi sene önce öğrendim.” Devamında buyurdu : ” Bunun hikmetini Allah (c.c) bilir.”

Bu meselenin daha iyi anlaşılabilmesi için Şeyh Bereket ve benzerlerini misal göstererek, bunları ümmi ve şeran özürlü anlattı.

Minah-41 :
Kalb hastalıkları içersinde hasedden zararlısı yoktur. Ekseiya alimlerin afeti bu yüzdendir.

Minah-42 :
”Bazan daha az faziletli olan, faziletli olanı tanırda faziletli olan daha az faziletliyi tanıyamaz.” Meşhur, Hızır’la fakirin hikayesini delil göstererek ” fakir bir sofi Hızır’ı tanımış ama Hızır sofiyi tanıyamamıştır.” dedi.

Bunun sebebini şöyle anlattı : ” Fazileti az olan, faziletliye rastladığında, ondan aldığı feyiz onu tanımasına vesile olur.”

Fazlı olan ise fazlı az olandan bir şey almadığından tanımaz. Yaman ourki bunun terside olabilir. ” Nefahat’taki Şeyh Abdurrahmani Tafvanci (k.s)’nin Şeyh Abdulkair-i Geylani (k.s)’i tanımadığı kıssayı delil olarak gösterdi.

Minah-43 :
”Farzları tam yapıp bid’atlerden korunan kişinin durumu, çeşitli ceybe ve haller sahibi olup bir tek dahi bid’at işleyenden daha evladır.” buyurdu.

Sonra H.z Peygamber (a.s)’ın yanında ” Ben ne artırır ne de eksiltirim.” diyen bir arabiye Peygamber (a.s)’ında ” Doğru söylerse kurtuldu.” diyerek şahadet ettiği kıssayı anlattı.

Minah-44 :
Hilafeti zaruri olanlar ( Makamı kemale ermediği halde bir ihtiyace binaen halifelik verilenlerdir.) bid’atlardan kaçındıkları müddetçe halk onlardan fayda görür. Bu aslında o silsiledeki meşayihin arvahının (ruhlarının) tasarrufudur. Bu halifeler bid’at işledikleri zaman, meşayih onlardan himmet ve tasarrufu keser. Onlar nefisleri ile başbaşa kaldıklarından halka olan yardımlarıda son bulur.

Minah-45 :
Yüce meclislerinde hilafeti zaruri olanlar için tekrar buyurdular. ” Şeyhi hayatta olduğu müddetçe insanlar ondan fayda görür. Eğer kemale ermeden şeyhi vafat ederse onun işi tehlikeli ve zordur.”

Minah-46 :
bid’atların hepsi karalıktır. Onlarda katiyyen güzellik yoktur. Bid’at yapan üzerindeki hali ve ulaştığı makamı bid’atinden bilir. Halbuki o hal veya makam onun farkında olmadığ bid’at olmayan amelindendir.

Tarikat-ı Nakşibendi’nin diğer tarikatlara olan üstünlügünün bir sebebi de bid’at olmayışındandır. Bazı tarikatlarda iz kalmamasının sebebi, bid’atların uğursuzluğundandır.

Minah-47 :
Son asirlarda sünnet olan ameller, bid’atler arasında, adeta gece karanlığında kendisinden ışık kaynaklanan cevherin ışığı gii olmuştur. Zaman gariplik zamanı lduğundan şimdiki salihlere az amelerine karşılık eskilerin büyük mücahedelerle kazanamadıları makamlar veriliyor.

Minah-48 :
Gavs (k.s) H.z. müridleri ile bir mecliste sohbet ederken buyurdular : “Bu gün diğer tarikatlardan menfaat görülmemesi onlardaki bid’atlardan dolayıdır. Zaman bid’atlar Zamanıdır. Bu Zamanda müstakim ve bid’atlardan uzak bir tarikat olmazsa menfaat vermez.”

Minah-49 :
Asrımızda nakşi tarikatından başka tarikatlardan menfaat görmek çok zorlaşmıştır.

Minah-50 :
Bazı ehli keşfin ”Tarikatlardan nakşi tarikatı, mezheblerden Hanefi mezhebi en sona kalır.” yolundaki sözü Gavs (k.s) H.z.’nin Yüce meclisinde konuşuldu. Buyurdular.

Hace Ubeydullah Ahrar (k.s) H.z . bu konuda : ” Büyüklerin himmetiyle nakşi silsilesi kıyamete kadar sürüp gidecektir.” buyurmuştur.

Minah – Seyyid Sıbgatıllah – il Arvasi (k.s.a.)

Admin
Admin

Mesaj Sayısı : 22
Kayıt tarihi : 27/10/10

Kullanıcı profilini gör http://tasavvuf.yetkinforum.com

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Minah 51-75

Mesaj  Admin Bir Ptsi Kas. 15, 2010 1:09 am

Minah 51-75

Minah-51 :
Çilehanede kırk gününü tamamlayana bazı haller gelir. Bazı makamlara ulaşır. Ancak salike sohbetten gelen feyiz daha üstündür. Onu daha kamil kılar.

Minah-52 :
Sohbetine gidilmeye layık olan sadat bir nişan koymuştur. H.z Azizan (k.s)’a ait şu meşhur dörtlüğü söylerdi :

Kiminle oturdunsa senin gönlün toplanmadı.

Su ile çamur (anasır)’un zahmeti senden gitmedi.

Eğer onun sohbetinden kaçınmazsan,

Azizlerin ruhu sana asla (hakkını) helal etmez.

Minah-53 :
Yüce meclislerinde buunanlara : ” Batini halinizin bizim meclisimizde ve dışarıdaki durumunu ölçün. Eğer arada bir fark görmezseniz bana gelmeyiniz.” buyurrlardı.

Minah-54 :
Meyvesi müride mülk olan terbiye (seyr-i süluk) ancak sohbet ve şeyhine hizmet ile olan terbiyedir. Bundab başka nazar gibi yollarla gelen ise gelip geçicidir. Bu halmadiren mülk olarak kalır. Nadir ise yok gibidir.

Minah-55 :
Halk anca fenafillah makamını geçenden menfaat görür. Henüz o makamda bulunan istiğfar ehlinden menfaat göremez. Ancak bu menfaatten gaye terbiye menfaatidir.

Yoksa her makamda bulunan veli belaların def’i, beeket gibi hususlarda himmet eder. Hatta bu durum müridlerde de bulunur.

Minah-56 :
İstiğrak halinde bulunan salik, içinde bulunduğu manevi halini, letaifleri, yükselip fenafillah’a ulaşıp dönen ile değiştirmek istemez.Halbuki letaifleri fenafillah’a ulaşıp dönen daha kamildir.

Minah-57 :
Fenaya ulaştıktan sonra tekrar bekaya dönen, tekrar namaz ve vefat anında i stiğraka (fenafillah makamına) döner.
( istiğrak makamında olan kişi halkın hallerinden habesiz olup, bütün hissiyatı ile ona varit olan füyüzat ile meşgul olur. Hatta bayen kendi nefsinden de geçer. Dönen kişi ile Allah (c.c) kalbinde hazır olduğu gibi halktan da gaip değildir. Bu dönen kişi sekerat ve nmazda bütün masivadan gafil olduğu için tekrar i stiğraka girer. )

Minah-58 :
Fena fillah makamında bulunan bazı büyüklerden, terbiye menfaati görülür.

Muhyiddin-i Arabi (k.s) bu makamda iken faydalı olmuştur.

Gavs (k.s) H.z : sekr halinden bazılarının sözü olan, ”Ben rabbimi at şeklinde gördüm.” gibi sözlere itibar olunmamasını söyledi.

Minah-59 :
Gavs (k.s) H.z’nin yüce meclislerinde, ihlas üzerine sohbet ediliyordu.Ben (Halit-i Öleki )k.s)) ihlası sordum. Cizreli Mevlana Ahmed (k.s)’in beytini okudu :

Ku’ran ve ayetlere yemin ederim.

Eğer meyhanenin (tarikatın) piri

Lat’a secde edin dese

Müridler ona uyarlar.

” İhlas bu kadarmıdır ?” dediğimde. ” Bu kafi değilmidir ?” buyurdu.

Sonra Gavs (k.s) bu fakire (Halid-i Öleki )k.s)) döndü : ” Sen ihlas hakkında ne diyorsun.” Ben de : ” Bana göre ihlas hadisi kutsinin delalet ettiği gibi mürid, şeyhinin bütün sözleri, fiilleri, hareket ve sekenelerinin ancak Allah (c.c) rıza ve emri ile olduğuna yakınen inanmasıdır.” dedim. Gavs (k.s) bu cevabımı beğenerek ” Gerçek ihlas budur. Bundan başkası yukarıdaki dörtlük gibi ehl-i sekrin kelamıdır.” buyurdu.

Minah-60 :
”Zahiri şevkat ve sureten iltifat müridin sülukunu geciktirir. Fakat müridlerde bu olmadan memnun olmazlar. Bizde ne yapacağımızı bilemiyoruz.”

Şeyhim, Seyyid Taha (k.s) benimle konuşmaz, bana bakmazdı. Hatta bazı yamanlar benim bulunduğum hatme ve teveccühe gelmezdi.

Minah-61 :
Rabıta şekillerinden olan hayali rabıtayı, (şeyhinin hareket ve tavırlarına ittibayı) suri rabıtaya (sureten şeyhi düşünmek) tercih ederdi. Menfaatin hazali rabıtada olduğunu buyururlardı.

Minah-62 :
“Rabıta olmadan fenafişşeyh olmaz, fenafişşeyh olmadan fenafilresül olmaz, fenafilresül olmadan fenafillah olmaz, fenafillah olmadan vusul olmaz.” buyurdu.

Minah-63 :
Gavs (k.s) H.z. şöyle buyurdu : ” Sohbetinde bulunduğum bazı şeyhler, müridlerie rabıtada kendilerini değil, vafat etmiş olan kendi şeyhlerini rabıta yapmayı söylüyorlardı, Halbuk beryah alemindeki kişiyi rabıta etme, dünya alemindeki kişiye nasıl menfaat verir.”

Yüce meclisde sofilerden biri bu konu hakkında şöyle dedi : ” Eğer alem-i berzahtakinin rabıtası, dünya alemindekine kafi gelseydi, H.z Peygamber (a.s) bütün mahlukatın şeyhi ve dünyadaki hayatından daha ekmel bir hayat ile ravza-ı mutahharada diri olduğundan, bütün mahlukat onun rabıtasıyla yetinir ve bu daha iyi olurdu.”

Gavs (k.s) H.z. sofinin bu sözünü beğendi.

Minah-64 :
Gavs (k.s) H.z. ”Nefsin ölümü ve öldürülmesi, emri ilahiye ittiba ederek, sıfatlarının değişmesinden ibarettir. Bu bazı meşayihlerin sözlerinden anlaşıldığı gibi nefsin yokluğundan ibaret değildir. Delili, nefsin kemale erdikten sonra hazır iştiyak duyması ve onunla emretmesidir. Nefsin bekası olmazsa bu olmaz.”

Minah-65 :
Nefsin yaratlışında liderlik ve başkanlık vardır. Letaifler makamlarına ulaşmadan önce, nefse bulunduğu kötülük hali üzerine hizmet ederler. Letaifler makamlarına ulaştıkları zaman nefis zalnız ve hizmetçisi kalır. Bu ise nefsin tabiatına azkırı olduğundan, nefis bu hale sabredemez. Nefis de Letaiflerin peşinde, onların makamına çıkar. Zine onlara baş olur fakat hayır üzere emr eder.

Minah-66 :
Bazen salikin letaifi yükselir, fakat salikin bundan haberi olmaz.

Minah-67 :
Bazen letaifler birlikte yükselirler, Kendi alemlerine yönelirler.Bu durumda letaifler karışıp tek sütun gibi görülürler. Süluk ednlerde bu halet kuvvetli olup, böyle olanların halka menfaatleri daha çok olur. Letaifler zati olarak birdir diyenlerin sözü buradan kaynaklanmıştır.

Letaifler kendi alemine yönlirken bazende birbirini takib ederek sırayla giderler. Bu sğlukta zayıflıktır. Hem de böylelerinin halka menfaati az olur.

Minah-68 :
Letaifler nuranidirler. Salik hayr amelini bunlarla görür. Letaifin yükselmesinin belirtisi, salikin hazır amelleri görmemesidir.

Minah-69 :
Letaifler yükselirken, tecelliyat kalbe inmeye başlar. Letaifin yükselişini farkeden salik, kendisinden bir şey yükseldiğini ve üzerine sis gibi bir şeyin yağdığını hisseder.

Minah-70 :
İnsanın letaifi yükselince, letaif sütununun kökü benden de kalır. Bedenden temelli ilişiği kesilmez.

Minah-71 :
Tecelli-i berkiden önceki bütün tecellilier sıfatların tecellisidir. Ancak tecelli-i berki de Cenab-ı Hakk (c.c)’ın zatının tecellisi başlar.

Minah-72 :
Muteber olan fena (fenaillah) daimi fenadır. Gelip geçici olan berki fena muteber değildir. Berki fena tarikata yeni girende, hatta avamda da olur. Bu hal sonu başa getirmenin bir semeresidir.

Minah-73 :
Vahdet-i vücud makamının müşahedesi, tarikata girilmesi mecburi bir akabedir. Kimisi bu akabede kalıp terakki eder. Böylelerinden menfaat görülebilirde, görülmeyebilirde.

Kimisi orada bir gn zada daha fazla kalıp bu akabeden kurtulur. Bazanda o makama girildiğini bilmeden geçenler olur.

Minah- 74:
Fena-i İncilayı, ilahi nurların açılıp görülmesi arttırır. Fenanın mertebelerine göre incila muhtelif olur. Birincisi Fena, ikincisi fena´yi fena, üçüncüsü fena-yı fenaa-yı fena böylece incila arttıkça bir fena lafzı ilave edilip, onunla beraber zikir edilir. Bu mertebelerden üstteki alttakine gölge olur.Bir kabuk yada elbise gibi olur.Alttaki eskiyince çıkarılr ve daha üstün mertebede yeni olanı giyilir.Nasıl ki cırcır böceği seslenir, seslenir sonunda eski kabuğun yerine yenisi geçer.Durum böyle devam eder.Salikinde böle mertebeleri aşıp terakkizatı devam eder.

Salik, bu durumu hayalen evinin yıkılıp yeniden yapılması, eski elbisenin yenilenmesi veya renginden değişmesi şeklinde görür. Bazen de görmez.

Salik, bu mertebelerden süratle peşpeşe geçer, Bunlardan birinde çok takılıp, asıl makamı zannetmemesi gerekir. Bu gölgedir, daha üstü daha üstü….vardır. Fena-yı ena bilgisinin yok olması değildir. Bilginin yok olmasına ‘’sekir” denilir. Bu da geçicidir.

Minah-75 :
Gavs (k.s) buyurdu : “”Nakşibendi tarikatinda başkası işitecek şekilde zikir yapılmaz. Yalnız ölmek üzere olan hastaya kelime-i tevhid telkin etmek, beş vakit namazın sonunda on defa tevhid çekmek müstesna.

Minah – Seyyid Sıbgatıllah – il Arvasi (k.s.a.)

Admin
Admin

Mesaj Sayısı : 22
Kayıt tarihi : 27/10/10

Kullanıcı profilini gör http://tasavvuf.yetkinforum.com

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: MiNAH - GAVS-I HiZAN (k.s.)

Mesaj  Sponsored content


Sponsored content


Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön


 
Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz